Giriş: Cerrahi girişim öncesi hastalarda yapılacak girişime bağlı olarak anksiyete, korku ve uykusuzluk gibi sorunlar yaşanabilmektedir. Amaç: Araştırma elektif cerrahi planlanan hastalarda cerrahi korku, uyku ve uykusuzluk durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Tanımlayıcı nitelikte tasarlanan araştırma, Erzurum ilinde bulunan bir üniversite hastanesinde yürütüldü. Veriler, elektif cerrahi uygulanacak 310 hastadan toplandı. Verilerin toplanmasında Hasta Soru Formu, Cerrahi Korku Ölçeği, Epworth Uykululuk Ölçeği ve Uykusuzluk Şiddeti İndeksi kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler, independent t test, ANOVA testi ve pearson korelasyon analizi ile veriler değerlendirildi. Bulgular: Hastaların Cerrahi Korku Ölçeği puan ortalamasının 30,78 ± 21,82; Epworth Uykululuk Ölçeği puan ortalamasının 6,41 ± 4,40; Uykusuzluk Şiddeti İndeksi puan ortalamasının 10,03 ± 5,78 olduğu belirlendi. Cerrahi Korku Ölçeği kısa dönem ve uzun dönem sonuçları alt boyut ve toplam puan ortalamaları ile Epworth Uykululuk Ölçeği (r=0,27), (r=0,33), (r=0,32) ve Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (r=0,36), (r=0,36), (r=0,38) toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı ilişki olduğu saptandı (p < 0,01). Cinsiyet, yaş, daha önce ameliyat olma ve yatış yapılan cerrahi kliniğin hastaların cerrahi korku düzeylerini etkilediği belirlendi. Cinsiyet, kronik hastalık, düzenli ilaç kullanımı, daha önce hastaneye yatma, ameliyat öncesi hastanede kalış süresi ve Amerikan Anesteziyoloji Derneği hasta değerlendirme sınıflamasının hastaların uyku durumlarını etkilediği saptandı (p < 0,05). Sonuç: Elektif cerrahi uygulanacak olan hastalarda cerrahi korkunun uyku ve uykusuzluk üzerinde etkili olduğu, bazı sosyodemografik ve ameliyata ilişkin özelliklerin hastaların cerrahi girişim öncesi korku düzeyini ve uyku durumlarını etkilediği belirlendi.
Amaç: Cerrahide robot kullanımı dünya genelinde giderek artmaktadır. Robotik cerrahinin avantajları, dezavantajları, klinik sonuçları ve ekonomik boyutu tartışma ve araştırma konusu olmaya devam etmektedir. Literatürde hemşirelerin robotik cerrahi hakkında görüşlerini inceleyen çalışmalara rastlanmamıştır. Bu nedenle bu çalışma, hemşirelerin robotik cerrahi konusundaki düşüncelerini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan bu çalışmanın verileri Eylül–Kasım 2015 tarihleri arasında araştırmacılar tarafından oluşturulan veri toplama formu ile internet üzerinden toplandı. Çalışmanın örneklemini, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve aktif olarak internet kullanan 286 hemşire oluşturdu. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde kullanıldı.Bulgular: Çalışma kapsamına alınan hemşirelerin %92,7’sinin kadın ve yaş ortalaması 34,6±8,1 yıldır. Hemşirelerin %90,6’sı daha önce robotik cerrahi terimini duyduklarını, %34,6’sı robotik cerrahi hakkında yeterli bilgiye sahip olduklarını belirtti. Hemşirelerin %68,9’u gelecekte ameliyat olması gerekirse robotik cerrahi yöntemini tercih edebileceğini belirtti. Hemşirelerin %73,4’ünün robotik cerrahi sırasında kendisini nasıl hissedeceği, %57,7’sinin ise robotik tele-cerrahiyi tercih etme konusunda kararsız oldukları belirlendi.Sonuç: Hemşirelerin çoğunun robotik cerrahi konusunda farkındalığının yüksek olmasına rağmen sınırlı bilgi sahibi olduğu ve kendilerinin robotik cerrahi ile ameliyat olma durumunda bu yöntemi tercih edebilecekleri görüldü. Sağlık teknolojisinde meydana gelen gelişmelerden biri olan robotik cerrahi konusunda hemşirelerin bilgilerinin güncellenmesi ve hemşirelerin bu konudaki görüşlerinin belirlenmesine yönelik daha geniş kapsamlı çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Teknolojideki önemli gelişmeler cerrahi süreçleri de etkileyerek ameliyatlarda yeni tekniklerin kullanılmasına olanak sağladı. Ameliyatlarda geleneksel yöntemlerin yanı sıra robotlar da kullanılmaya başlandı. Robotların kullanılmasıyla gerçekleştirilen cerrahi girişimler “Robotik Cerrahi” olarak adlandırılmakta olup, insanlık için yeni ufuklar açan ve sürekli gelişen güncel bir teknolojidir. Robotik cerrahi, daha az kan kaybı, daha düşük transfüzyon hızı ve kısa iyileşme süresi gibi avantajları nedeniyle hastalar, cerrahlar ve hemşireler için birçok avantaja sahiptir. Hemşirelerin, teknolojik gelişmeleri takip ederek uyum sağlamaları ve profesyonel hemşirelik rollerini artırmaları beklenmektedir. Robotik cerrahide diğer önemli konu da hasta güvenliği olup, hastanın pozisyonu özel bir endişe kaynağıdır. Robotik cerrahi sonrası gelişebilecek komplikasyonlar, hasta pozisyonunun uygun olmaması ve hasta güvenliğinin tam sağlanmamasından kaynaklanabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008 yılında yayınladığı güvenli cerrahi kontrol listesinde yer alan “time-out”un uygulanması ile perioperatif süreçte morbidite ve mortalitede azalma olduğu belirlenmiştir. Robotik cerrahi ameliyatlarında, ameliyat başladıktan 3-4 saat sonra “time-out” un tekrar uygulanmasıyla gelişebilecek komplikasyonlar önlenebilmektedir. Bu makalede robotik cerrahide ikinci güvenli cerrahi kontrol listesinin ülkemiz koşullarına uyarlanması amaçlandı.
Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) tarafından oluşturulan Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi, ameliyat öncesi, sırası ve sonrasında alınacak güvenlik tedbirleri ile cerrah hastasında oluşabilecek tıbbi hataları önleyerek hasta güvenliği sağlayan bir projedir. Cerrahi girişimler, birçok durumda hayat kurtaran veya hayatı değiştirebilen bir müdahaledir ve cerrahi hizmetlerin sağlanması son derece önemli bir durumdur. Cerrahi hizmetlerin sağlanmasının halk sağlığı üzerine olumlu etkilerine rağmen, cerrahinin kendisi de büyük bir risk faktörü oluşturmaktadır. Bundan kaynaklı ameliyat sonrası gelişen komplikasyonlar, mortalite ve morbidite oranları birçok insanın hayatının olumsuz etkilendiğini göstermektedir. Ameliyat sonrası gelişen komplikasyonların büyük bir bölümü engellenebilir durumlardır ve bundan dolayı güvenli cerrahi kontrol listesinin doğru ve etkili şekilde kullanımını arttırmak, önemini anlamak cerrahi girişim geçirecek hastaların hayatlarını kurtracaktır. Bu bağlamda yapılan bu araştırmada Güvenli Cerrahi Kontrol Listesinin ameliyathane biriminde öneminin incelenmesi amaçlanmıştır.
Amaç: Araştırma X,Y,Z kuşaklarında bulunan hastaların ameliyat öncesi cerrahi korku düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan araştırma, Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi cerrahi kliniklerinde Mayıs 2019 – Eylül 2019 tarihleri arasında elektif cerrahi operasyon geçiren hastalar ile yürütüldü. Araştırmanın evrenini, belirtilen tarihler arasında ilgili hastanedeki cerrahi kliniklerinde yatan elektif cerrahi operasyon geçiren hastalar, örneklemini ise belirtilen evrende araştırmaya alınma kriterlerine uyan 682 (214 Z, 247 Y, 221 X kuşağı) hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında “Kişisel Bilgi Formu” ve “Cerrahi Korku Ölçeği (CKÖ)” kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde; Kruskal Wallis, Mann Whitney U, ANOVA Testi, Tukey Analizi, bağımsız gruplarda t testi kullanıldı. Bulgular: Z kuşağı hastaların CKÖ puan ortalamasının 43.22±11.02, Y kuşağı hastaların 24.29±7.81, X kuşağı hastaların 24.08±7.46 olduğu belirlendi. Kuşaklar arasında CKÖ alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Sonuç: Araştırma sonucunda, Z kuşağı hastaların diğer kuşaklara göre daha yüksek düzeyde cerrahi korku yaşadığı, hastanede yatma ve daha önce ameliyat geçirme deneyimlerinin cerrahi korku düzeyini etkilediği görüldü. X ve Y kuşağı hastalarda ise cinsiyet ve çalışma durumlarının cerrahi korku düzeyini etkilediği belirlendi.
İnsanoğlunun en büyük arzusu, uzun bir yaşam ve ölümsüzlük olmuştur. Bu amacı gerçekleştirme çabası içerisinde olan insan, yaşam mücadelesinde pek çok travma ve yaralanmalara maruz kalmıştır. Ortaya çıkan bu tablo, cerrahinin gelişimine hız kazandırmıştır. Yapılan incelemeler cerrahi uygulamaların, hastalığı tedavi etmek, hasarı onarmak ve iyileştirmek gibi nedenlerin yanı sıra büyücülük gibi birtakım dini amaçlara hizmet etme amacıyla da kullanıldığını ortaya koymaktadır. Geçmişten günümüze cerrahinin tanılanması ve kullanılan yöntemlere ilişkin topluluklar arasında belirgin farklılıklar olduğu belirtilmektedir. Geçmişte trepenasyon (kafatasını delme), drenaj, yara tedavisi vb. gibi daha basit birtakım uygulamalarla başlayan cerrahi, günümüzde bilim ve teknolojide yaşanan hızlı gelişmelerle birlikte yerini robotik cerrahi, transluminal endoskopik cerrahi vb. gibi birtakım yöntemlere bırakmıştır. Bilim ve teknolojideki öngörülemez bu hızlı değişimlerin cerrahiyi/cerrahi hemşireliğini ne boyutta etkileyeceğini kestirmek ise oldukça güçtür. Mevcut cerrahi yöntemlerin ötesinde yapay zekâ uygulamalarının konuşulduğu günümüzde, sürecin hemşirelerin bilgi ve beceri düzeylerinde bir değişim ve gelişimi de beraberinde getirdiği görülmektedir. Bu derleme, geçmişten günümüze cerrahi/cerrahi hemşireliğinde yaşanan değişim süreçleri ve meydana gelen gelişmeleri ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır.
Amaç: Bu araştırma, ameliyathane çalışanlarının cerrahi duman konusunda görüşlerini belirlemek ve cerrahi dumanın etkilerine maruz kalan sağlık çalışanlarında meydana gelen belirtileri, bulguları ve aldıkları önlemleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı tipte olan araştırma Kasım 2019-Ocak 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma KKTC’de bir üniversite hastanesindeki 67 ameliyathane çalışanı (doktor, hemşire, sağlık teknisyeni) ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri, sosyodemografik özellikler ve cerrahi duman ile ilgili soruları içeren anket formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan bireylerin %82,1’i cerrahi dumana maruz kaldığını düşünmektedir. Cerrahi dumana maruz kalan bireylerin; baş ağrısı (%47,8), bulantı (%35,8), öksürük ve boğazda yanma (%31,3), göz iritasyonu ve yaşarması (%29,9) ve solunum problemi (%22,4) yaşadıkları saptanmıştır. Çalışanların cerrahi dumandan korunmak için cerrahi maske (%77,6), aspirasyon kateteri (%55,2), önlük (%28,4) ve gözlük (%26,9) kullandığı ayrıca cerrahi duman hakkında eğitim almak istedikleri (%77,6) görülmüştür. Sonuç: Ameliyathanelerde cerrahi dumandan korunmaya yönelik alınan önlemlerin yetersiz olduğu ve çalışanların birçok semptom yaşadığı görülmüştür. Ameliyathanelerde cerrahi dumandan korunmaya yönelik önlemlerin alınması ve yazılı protokollerin oluşturulması önerilmektedir.
Günübirlik cerrahi, yaygın cerrahi durumları yönetmek için giderek daha fazla kullanılan ve uygun maliyetli bir stratejidir. Bu çalışmanın amacı, günübirlik cerrahi hastalarının taburculuk aşamasındaki bilgi gereksinimlerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte yapılan araştırmaya Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi cerrahi kliniklerine Ekim 2012-Ekim 2013 tarihleri arasında yatan ve günübirlik cerrahi geçiren hastalar arasından tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilen 232 kişi dahil edildi. Araştırmanın verileri, literatür doğrultusunda geliştirilen veri toplama formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) ile toplandı. Verilerin toplanması ortalama 20 dakika sürdü. Verilerin değerlendirilmesinde kruskal-wallis test, bağımsız örneklem T testi, pearson correlation test, yüzdelik hesaplama, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler kullanıldı. Araştırmada, hastaların 33.35±7.71 puan ile en fazla tedavi ve komplikasyonlarla ilgili bilgi gereksinimi olduğu belirlendi. Yaş arttıkça HÖGÖ ilaçlar alt boyutuna yönelik hasta öğrenim gereksinimlerinin de arttığı; yaş ile HÖGÖ “ilaçlar” alt boyutu arasında anlamlı derecede pozitif yönlü bir ilişki olduğu (r=0.195; P=0.003) saptandı. Kadın hastaların yaşam kalitesine yönelik hasta öğrenim gereksinimlerinin daha fazla olduğu (P=0.038); evli olan hastaların “ilaçlar”, “duruma ilişkin duygular”, “tedavi ve komplikasyonlar”, “yaşam kalitesi”, “cilt bakımı” alt boyutları ve ölçek toplam puanından aldıkları puan ortalamalarının yüksek olduğu (P
Hastane kaynaklı cerrahi alan enfeksiyonları, birçok ülkede morbidite ve mortalite artışlarına neden olan bir problemdir. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde cerrahi alan enfeksiyonları, tedavi gören hastaların azımsanmayacak bir oranında görülmekte ve bu enfeksiyonlardan kaynaklı olarak çok büyük ekstra tedavi masrafları ile karşılaşılmaktadır. Yapılan çalışmalarda, hastanelerde karşılaşılan tüm enfeksiyonlar içinde cerrahi alan enfeksiyonları en yaygın enfeksiyon nedenlerinden biridir. Operatif müdahale geçmişi olan hastalar baz alındığında ise ilk sırada yer almaktadır. Cerrahi alan enfeksiyonu varlığı, o enfeksiyona maruz kalan hastaların tedavi sürelerinde ve tedavi maliyetlerinde önemli ölçüde artışa neden olmaktadır. Cerrahi alan enfeksiyonlarının önlenebilir birçok nedeni tanımlanmıştır ve uygun önlemler alınırsa enfeksiyonların insidansı azaltılabilir. Bu çalışmada beşeri ve Veteriner hekimlikte önemli bir komplikasyon olan cerrahi alan enfeksiyonları ve bunların nedenleri hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır.
Günübirlik cerrahi, ameliyat öncesinde günübirlik cerrahi için uygunluğu belirlenen hastaların, planlı olarak ameliyata alınmasını ve ameliyat oldukları gün içerisinde taburcu olabilmelerini sağlayan girişimler olarak tanımlanmaktadır. Günübirlik cerrahinin gelişmesinde, yeni cerrahi teknikler ve girişim yöntemlerinde, anestezi ve analjezi tekniklerinde, asepside ve antibiyotik kullanımındaki gelişmeler etkili olmuştur. Ameliyat öncesi değerlendirme, ameliyat, taburculuk ve ameliyat sonrası izlem günübirlik cerrahi sürecinin aşamalarını oluşturmaktadır. Günübirlik cerrahinin başarısı etkin bir ekip çalışmasına bağlıdır. Bu ekibin en önemli üyesi olan günübirlik cerrahi hemşiresinin, günübirlik cerrahi sürecinin her aşamasında hasta ve ailesinin bilgilendirilmesi, hastanın ünitede ameliyat sonrası dönemde bakımı, evde izlemi ve diğer ekip üyeleriyle işbirliği konusunda önemli rolleri bulunmaktadır.
Günümüzde yaşlı nüfusun artmasına paralel olarak yaşlı popülasyonda cerrahi prosedürlerin oranı giderek artmaktadır. Yaşlı sayısındaki artışa paralel olarak kırılganlık oranlarının da artış göstereceği ve ameliyat için başvuran kırılgan hasta sayısının da artacağı beklenmektedir. Kırılganlık, birden fazla organ sisteminde fizyolojik rezerv ve işlevdeki azalmadan kaynaklanan artan bir savunmasızlık durumudur. Kırılgan bireyin stres faktörlerine dayanma yeteneği bozulur. Olumsuz sağlık olayları ve ameliyat sonrası kötü sonuçlarla ilişkisi nedeniyle kırılganlık cerrahide önemli bir konudur. Cerrahi süreç yaşlı hastaların çoğunda ameliyat sonrası komplikasyonlara ve iyileşme durumlarında bozulmaya neden olurken, kırılgan yaşlı hastalarda bu durum daha da önemlidir. Bu nedenle, ameliyat öncesi dönemde hasta merkezli ve multidisipliner bir yaklaşımla kapsamlı bir geriatrik değerlendirme yapılması önerilir. Ayrıca diğer bir önemli konuda, kırılganlığın erken evrede tespit edildiğinde tersine çevrilebilen bir durum olmasıdır. Bu nedenle, hemşirelerin ve diğer sağlık çalışanlarının kırılgan veya kırılganlık öncesi yaşlıyı tespit etmeleri ve bu konuya yönelik önlemler almaları oldukça önemlidir. Kırılganlığın tespitinde güvenilirliği kanıtlanmış birçok tarama testi, değerlendirme ve ölçümler kullanılır. Bu derlemede, kırılganlık, risk faktörleri, özellikleri, değerlendirme yöntemleri, cerrahi süreçte kırılganlığın etkileri ve kırılgan bireylerin yönetimine ilişkin önerilere yer verilmiştir.
Amaç: Bu çalışmada, cerrahi hemşirelerinin iş doyumlarını ve iş doyumunu etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel bir araştır-madır. Bir üniversite hastanesinin cerrahi kliniklerinde çalışan 474 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturdu. Araştırmada, kişisel bilgi formu ve “Minnesota İş Doyumu ölçeği” kullanıldı. Veriler Kruskall-Wallis ve Mann Whitney U testleri ile analiz edildi. Bulgular: Cerrahi hemşirelerin yaş ortalamasının 33,38 ± 7,51 olduğu, %65,6’sının mesleği isteyerek seçtiği, %50,8’inin çalışma ortamından kısmen memnun olduğu saptandı. Cerrahi hemşirelerinin iş doyum puan ortalaması, genel doyum puanı 3,11±0,56, içsel doyum puanı 3,28±0,55, dışsal doyum puanı 2,86±0,69 olarak bulundu. Cerrahi hemşirelerinin yaşının, cinsiyetinin, medeni durumunun, eğitim durumunun, çalışma yılının, çalışma şeklinin, çalıştığı birimin, mesleği isteyerek seçme durumunun, çalışma ortamından memnuniyetin, haftalık çalışma saati gibi faktörlerin iş doyumlarını etkilediği belirlendi. Sonuç: Bu araştırma sonucunda, cerrahi hemşirelerinin iş doyumlarının orta düzeyde olduğu belirlendi. Cerrahi hemşirelerinin başarı, takdir edilme, yükselme ve terfi olanakları, işin sorumluluğu gibi işin içsel niteliğine ilişkin faktörlerden oluşan içsel doyumlarının daha yüksek; denetim şekli, yönetici-çalışma arkadaşları ile ilişkiler, çalışma koşulları gibi işin çevresine ilişkin faktörlerden oluşan dışsal doyumlarının daha düşük olduğu sonucuna varıldı.
Amaç: Çalışma cerrahi girişim uygulanan hastalarda ağrı ve konfor ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Bir eğitim ve araştırma hastanesinde cerrahi girişim uygulanan hastalar araştırma evrenini oluşturdu. Tanımlayıcı olan çalışmada örnekleme cerrahi girişim uygulanmış ve çalışmaya katılmayı kabul eden 132 hasta alındı. Veriler hasta tanım formu, Sayısal Derecelendirme Ölçeği ve Genel Konfor Ölçeği kullanılarak elde edildi. Bulgular: Örnekleme alınan hastaların yaş ortalamaları 42,64±17,27, %53’ü erkek, %58,3’ü evlidir. Katılımcıların %72’sinin herhangi bir kronik hastalığı bulunmamaktadır. Daha önce cerrahi bir girişim uygulananların oranı %16,7’dir. Çalışmada en fazla uygulanan cerrahi işlemin laparoskopik kolesistektomi (%19,7) ve laparoskopik apendektomi (%16,7) olduğu belirlendi. Genel anestezi %80,3’üne uygulandı. Hastaların ağrı puan ortalaması 3,68±1,37, Genel Konfor Ölçeği toplam puanı 136,46±11,20 olarak belirlendi. Ameliyat sonrası hastaların %59,1’inin orta derecede ağrısı bulunmaktaydı. Ağrı ile Genel Konfor Ölçeği toplam puan ortalaması arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki belirlendi (r=-0,175; p=0,045). Sonuç: Ameliyat sonrası ağrı rahatsızlık yaratan bir durumdur. Ağrı ve konfor düzeyinin belirlenmesi, bakımın kalitesini ve hasta memnuniyetini arttırmak için önemlidir.
Giriş ve Amaç: Araştırma, cerrahi kliniğinde yatan hastaların ameliyat sonrası uyku kalitesi ve uyku düzenini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın evrenini, Hatay ilinde bulunan bir araştırma hastanesinin cerrahi kliniklerinde ameliyat sonrası yatan hastalar oluşturmaktadır. Basit rastgele örnekleme yöntemi ile ameliyat sonrası hastanede en az 3 gün yatan 210 hasta araştırmaya dahil edildi. Veriler Richards-Campbell Uyku Anketi (RCUA) ve Uyku Düzenini Etkileyen Etmenler Formu (UDEEF) ile toplandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 50,57 olup, %63,8’i kadındır. Hastaların %36,2’sine hepatobiliyer sistem cerrahisi uygulandığı, %81,9’unun cerrahi girişim nedeniyle 3 gündür hastanede yattığı ve %83,3’ünün iki kişilik odada kaldığı belirlendi. Hastalarda uyku düzenini en fazla etkileyen faktörlerin odanın fazla ışıklı olması, oda ısısı, odanın kalabalık olması ve vücuda takılı tıbbi cihazlar olduğu tespit edildi. Hastaların RCUA toplam puan ortalaması 40,89±14,61 olarak saptandı. UDEEF puanları ile RCUA uyanık kalma süresi ve uyku kalitesi puanları arasında negatif yönde ilişki belirlendi (r=-0,147, p=0,034). Sonuç: Hastaların uyku kalitesinin orta düzeyde olduğu ve uyku durumunu etkileyen faktörlerin artmasının hastaların genel uyku kalitelerini düşürdüğü sonucuna ulaşıldı. Cerrahi öncesi uyku kalitesini etkileyen bireysel ve çevresel değiştirilebilir faktörlerin belirlenmesi ve uyku kalitesini artırmaya yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanması önerilmektedir.
Dinamik bir süreç olan cerrahi hemşireliğinde, bakımı planlama, gerekli hemşirelik yaklaşımlarını belirleme yoluyla alanda görev üstlenen hemşireler, cerrahi hastasının bilimsel temele dayanan, profesyonel, hemşirelik bakımını gerçekleştirir. Cerrahi ekibin, hastada beklenen hedeflere ulaşmalarında, hemşirelerin kusursuz ve etkin fonksiyonel olmalarının yanı sıra hasta açısından olduğu kadar cerrahi ekip açısından da güvenli ve etkili çevre oluşturma sorumlulukları vardır. Cerrahi hemşireliğinin önemli bir bölümünü, bilimsel temele dayalı bakım, bakımın gerçekleştirilmesine ilişkin eylemlerin gereğini anlama, ne zaman ve nasıl başlatılacağına karar verme oluşturur. Ayrıca, duruma uygun esneklik gerektiğinde tekniği sürdürme açısından yaratıcılığı kullanma, güveni sürdürme, bakımın hedeflerini ve maliyeti değerlendirme aktiviteleri önemlidir. Mesleğe özgü kuramlar, klinik karar verme ve analitik düşünme becerisini geliştirdiği için mesleki otonominin kazandırılmasını, bilgi birikiminin gelişimini sağlar ve mesleki etik değerleri destekler. Cerrahi hemşireliği, uygulamalara ilişkin teknik beceri ile davranışların harmanlandığı, temel bir sorumluluk yüklenme, hasta bakımını, gerçekleştirme kadar, kritik düşünmeyi de gerektiren bir hemşirelik alanıdır. Hemşirelik girişimleri sırasında uygulanan bakım modelinin, yeterlilikten mükemmelliğe kadar uzanan bir yelpazede bireyselliğe odaklanmış, aile gereksinimlerini de karşılayacak biçimde planlanması gerekir. Bu derlemede cerrahi hemşireliğinde kullanılan kuram ve modeller gözden geçirilmiştir.
Robotik teknoloji tıp biliminde de kendine önemli bir yer edinmeye başlamıştır. Cerrahi robotları pek çok tıbbi müdahalede hekimleri destekleyici işlev görmektedir. Robotik cerrahi (da Vinci cerrahisi) yeni bir tıbbi tedavi yöntemi olup; pek çok avantajının yanında, bünyesinde ne gibi ‘olası’ riskler barındırdığı da tespit edilmeye çalışılmaktadır. FDA MAUDE veritabanı robotik cerrahi müdahalelerden doğan zararlarda istatistiksel bir genel bakış oluşturabilmek, zararın kaynağını ve sorumluluk sujelerini belirleyebilmek açısından yol göstericidir. Bununla birlikte, advers olayların bildirilmesi ve kayıt altına alınabilmesindeki yetersizliklere sıklıkla işaret edildiği görülmektedir. Robotik cerrahide kapsam ve karmaşıklık bakımından çeşitlilik gösteren medikolegal sorunlar ortaya çıkabilir. Robotik cerrahi müdahalelerden doğan zararlara ilişkin hukuki sorumluluğun belirlenmesinde önemli olan husus zararın kaynağıdır. Ortaya çıkan zararın kaynağına bağlı olarak, hekim, hastane, üretici hukuki sorumluluk sujeleri olarak karşımıza çıkabilecekleri gibi, bu kişilerin birlikte sorumluluğu da söz konusu olabilir. Başta da Vinci robotunun üreticisinin bulunduğu ABD olmak üzere, robotik cerrahinin giderek yaygınlaştığı ülkeler, farklı yasal düzenlemeleri çerçevesinde, malpraktis ve ürün sorumluluğu temeline dayanan ancak sorumluluk sujelerinin bazen iç içe geçen ilişkileri nedeniyle oldukça karmaşık hale gelen ihtilaflara çözüm bulmaya çalışmaktadır.
Amaç: Çalışma cerrahi ve dahiliye servislerinde çalışan hemşirelerin işe bağlı gerginlik ve iş doyumu düzeylerinin değerlendirilmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı olarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini bir üniversite hastanesinin cerrahi ve dahiliye kliniklerinde çalışan 110 hemşire oluşturdu. Çalışmanın verileri araştırmacılar tarafından ilgili literatüre dayalı olarak geliştirilen katılımcıların demografik ve mesleki bilgilerine yönelik anket formu, işe bağlı gerginlik ölçeği ve iş doyum ölçeği kullanılarak toplandı. Bulgular: Çalışanların “işe bağlı gerginlik” ortalaması 40.97±9.02; “içsel tatmin” ortalaması 40.50±7.82; “dışsal tatmin” ortalaması 25.03±5.71; “genel tatmin” ortalaması 65.53±13.20 idi. Cerrahi servislerde çalışan hemşirelerin işe bağlı gerginlik puanları (37.10), dahiliye servislerde çalışanların işe bağlı gerginlik puanlarından (45.28) düşük bulundu. Cerrahi servis hemşirelerinin içsel tatmin, dışsal tatmin ve genel tatmin puanlarının dahiliye hemşirelerinin puanlarından yüksek olduğu saptandı. Bölüm ile çalışma koşulları arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Çalışma koşullarını olumsuz değerlendirenlerin %45.7’sinin cerrahi, %54.3’ünün dahiliye servislerindeki hemşirelerin olduğu belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin iş gerginliklerinin yüksek, iş doyumlarının düşük olduğu bulundu. Cerrahi servislerde çalışan hemşirelerin dahiliye servislerde çalışan hemşirelere göre iş gerginlikleri daha düşük ve iç doyumları daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çalışma koşullarını olumsuz değerlendiren hemşirelerin çoğunun dahiliye servislerinde çalışan hemşireler olduğu görüldü.
Amaç: Bu araştırmanın amacı hastaneye yatış yapılarak cerrahi girişim uygulanması planlanan ancak ameliyatı ertelenen hastalarda ertelenme nedenlerinin incelenmesi ve bu durumun hastaların anksiyete düzeyi üzerine olan etkisini belirlemektir. Yöntem: Araştırma Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan bir Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin genel cerrahi servisi, ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan gönüllü 100 hasta ile gerçekleştirildi. Hastalar; cerrahi girişimi ertelenen (n=50) ve ertelenmeyen (n=50) şeklinde iki gruba ayrıldı. Verilerin toplanmasında; Hasta Bilgi Formu, Durumluk Anksiyete ve Sürekli Anksiyete Ölçeği Ölçeği kullanıldı. Tanımlayıcı analizlerle birlikte, Student t testi, Pearson Kikare testi ve Fisher-Freeman-Halton Exact Testi ile istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Bu araştırmada 61-80 yaş aralığında olan hastalarda ertelenme oranının anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Cerrahi girişimin ertelenme nedenleri sıklıkla enfeksiyon/ ateş ve akciğer fonksiyonlarında ani değişikliklerdi. Ameliyatın ertelendiğini açıklayan kişinin %50 oranında asistan, %40 oranında ise hemşireler olduğu ve hastaların %60’ının ameliyatın ertelenme açıklamasından tatmin olduğu belirlendi. İki grup karşılaştırıldığında hastaların durumluk kaygı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı ancak cerrahi girişimi ertelenen hastaların sürekli kaygı puan ortalamalarının diğer gruba göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç: Planlanan cerrahi girişimin ertelenmesinin hastaların sürekli kaygı düzeyini arttırdığı sonucuna varıldı.
Yapay zeka teknolojisinin, robotların icadıyla ortaya çıktığı bilinse de yapay zekadaki hızlı gelişmeler bu zaman açığını kapatmıştır. Geleceğimizi şekillendirecek teknolojiler arasında sayılan yapay zeka teknolojisi hayatın her alanına olduğu gibi sağlık alanına da her geçen gün daha çok etki etmektedir. Bu etkilerin en büyük getirilerinden biri yapay zekanın robotiğe entegre olmasının cerrahi uygulamalarda çığır açan gelişmeleri beraberinde getirmesi olmuştur. Yapay zeka teknolojisinin robotikte yer alması ile birlikte problemleri analiz ederek bu problemleri çözümlemeye dair gerekli olan eylem planlarını yerine getirebilen ve karşılaşılan yeni problemler için çözüm üretebilen üst düzeyde teknik özelliklere sahip robotların geliştirilmesi beklenmektedir. Yapay zekanın robotikle entegrasyonunda gelinen son noktada ise sadece basit bir akıl yürütmeden ziyade insan benzeri kognitif yeteneklerin robotlara kazandırılması söz konusudur. Yapay zekanın robotikte meydana getirdiği bu ilerlemelerle beraber yapay zeka teknolojisinin cerrahi uygulamalarda yer bulması zamandan tasarruf sağlamanın yanında meydana gelebilecek tıbbi hataların en aza indirilerek daha başarılı bir cerrahi süreç meydana gelmesine ve ameliyat sonrası sürecin de en az hasarla atlatılmasına olanak sağladığı için yapay zekanın cerrahide kullanılması önem arz etmektedir. Bu makalede yapay zekanın cerrahi uygulamalara dahil olması sonucu geliştirilen bir takım cerrahi teknolojilerden bahsedilmişir. Yapay zeka teknolojisinin robotiğe sağladığı avantajlar değerlendirilerek gelecekte daha kapsamlı gelişmelere katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Tele sağlık uygulamaları; hastaneye uzak mesafede yaşayan hastaların takibi, hasta takibi için planlanmış ev ziyaretlerinin ve hastaneye yapılan yatışların azaltılması, hastaların kendi sağlık bakımında yetkin olmalarının sağlanması ve kısa zamanda düşük maliyetli sağlık hizmeti sunmak amacı ile kullanılmaktadır. Özellikle ameliyat gereken cerrahi hastalarının, cerrahi hizmet erişimini kolaylaştırmak, tedavi ve bakımdaki boşlukları azaltmak için tele sağlık uygulamaları kullanılmaktadır. Tele sağlık uygulamalarındaki gelişmelerden hemşirelik mesleği de etkilenerek tele hemşirelik kavramı ortaya çıkmıştır. Tele hemşirelik; telekomünikasyon araçlarının kullanılarak, hemşire-sağlık profesyoneli, hemşire-hemşire ve hemşire-hasta etkileşiminin gerçekleştirilmesi olarak ifade edilmektedir. Cerrahide, tele hemşirelik uygulamaları hasta taburcu olduktan sonra telefon ile izlem, video konferans ile izlem şeklinde olmaktadır. Uzaktan cerrahi bakımda, iletişim bir araç ile sağlandığı için; hastanın ve yakınlarının, hemşire ile yüz yüze iletişiminin engellenmesi ve bilgilerin elektronik ortamda güvenlik ve gizliliğinin sağlanamaması önemli dezavantajlar olarak değerlendirilebilmektedir. Literatürde; tele hemşirelik uygulamalarının olumlu sonuçları olduğunu gösteren çalışmalar bulunmakla birlikte, ülkemizde cerrahi alanında tele hemşirelik uygulamaları ile ilgili yapılan araştırmaların sınırlı olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada, tele hemşirelik uygulamaları ve cerrahi alanında nasıl kullanıldığına ilişkin bilgi verilmesi amaçlanmıştır.